Sevgililer Günü
Her zamanki gibi koşa koşa yetiştim 08:00 metrosuna. Soluk soluğa girdim içeri. Oturacak bir yer bulup kendime geldiğimde, karşımdaki koltukta oturan yaşlı çift dikkatimi çekti. Zihninizde herhangi bir karşılığı olmayabilir yaşlı bir çiftin. El ele olduklarını farkedinceye kadar...Yaşları 70in üzerinde. Omuzları çökmüş, bedenleri öyle yıpranmış, yılların acımasızlığı o kadar belli ki hallerinden. Yüzlerindeki kederi gizlemek gibi bir çabaları yok. Keder gizlenmiyor zaten. Ayaklarının dibinde büyükçe bir çanta duruyor. İneceğim durağa yaklaşınca kalkıp kapıya doğru yürümeye başladım. Gözucuyla baktım, onlar da kalktılar. Yaşlı teyzenin bastonunu bu esnada gördüm.
Ellerindeki çanta belli ki çok ağır, amca zorlanıyor. Amca ben sana yardım edeyim, merdivenlerden çıkaramazsın sen bunu dedim. Verdiği cevap; siz eşime yardımcı olun ben bunu bir şekilde taşırım. Peki dedim, girdim teyzenin koluna. Gerçekten de kadının ayaklarında derman yok, basamıyor. Güç bela çıktık merdivenleri ve tahmin ettiğiniz üzere diğer tarafta aktarma yapacağımız metroyu kaçırdık.
Mahcup oldular, kızım sen de bizim yüzümüzden yetişemedin.... Sabah sabah görebileceğim en güzel şeyi görmüşüm, gerisi çok mu önemli?
Az sonra geliyor metro. Birlikte biniyoruz vagona. Beni onların kızı zannediyor yolcular. Nasıl isterdim yıllara yenilmemiş, birbirine böyle aşkla bakan bir çiftin ellerinde yeşerebilmeyi... İnsanlar yer veriyor, ikisini de oturtuyorum. Yolda dinliyorum hikayelerini. Yaşlı amca elini dizime koyup anlatıyor 50 senedir aynı yastığa baş koyduklarını.Dile kolay tam 50 yıl... İlk görüşte vuruldum ben bu kadına kızım, köyün en güzeliydi. Gecelerce uyumadım koynuma alana kadar diyor. Bu kelimeler dökülürken dudaklarından, eşine nasıl baktığını görmenizi isterdim. 50 yıl önceki tazeliğini korumuyorsa da aşkları, saygıları sonsuz birbirlerine...
Eşi dizinden ameliyat olmuş, bastonu bu yüzdenmiş. 3 kızları varmış. Hepsi yuvadan uçtu, kendi yavruları oldu bizi unuttular diyor amca. Sitem yok, derin bir kırgınlık var yüzlerinde. Üç kızlarını da binbir yoklukla okutmuş, istikbal kazandırmışlar... Çok içerliyorlar evlatlarının ilgisizliğine. Olsun diyor. Onlar mutlu olsun da biz birbirimize yeteriz... İkisinin de gözleri doluyor. 50 yıllık evlilikleri boyunca bir an bile ayrılmadıklarını anlatıyorlar. Hayatın türlü zorlukları ve yoksulluk yıldırmamış, el ele atlatılmış her badire... Asıl burnumun direğini sızlatan cümle teyzeden geliyor; ''ben ondan ayrı uyuyamam kızım...''
Son durakta iniyoruz birlikte. Mudanya otobüslerine bindiriyorum, yumuşacık ellerini öpüyorum ayrılırken. Gözleri nemleniyor ikisinin de. Dua ediyorlar arkamdan. Amca; kızım parmakların boş, yok mu sevdiğin biri diyor. Utanıp sıkılarak cevap veriyorum, yok amca.
Hem burnumu çekiyorum hem hınçla ısırıyorum bana verdikleri elmayı. Bir ısırık bir hıçkırık, bir hıçkırık bir ısırık yürüyorum... Bir yanım çok mutlu bir yanım kahrediyor. Mutluyum çünkü boğazına kadar pisliğe batmadan gerçek sevgiler, vefalı aşklar da yaşanıyormuş dünyada. Mutluyum çünkü ömrüme ömür katacak bir hayal'den vazgeçmemek için yeni bir nedenim daha oluyor. Sıkı sıkı sarılıyorum bir gün beklediğim adamın geleceğine olan inancıma...
Kahrediyorum çünkü insanlar birbirlerinden vazgeçmek için sebepler üretme konusunda oldukça yetenekli. Kimsenin birlikte yaşlanmak gibi bir planı yok. Pamuk iplikleriyle bağlıyız birbirimize. Gözümüzü kırpmadan harcıyoruz bize değer veren insanları. En ufak bir şey, yeterli oluyor birilerini silmeye... Vazgeçmek ne kadar kolay olmuş...
Bu yazı onlara ve gerçek sevginin ne demek olduğunu bilenlere ithaf edilmiştir.
Kaleme alındığı tarih : 09.02.2011

0 yorum: