Gitme Gülpembe

01:12 Bahar ERGÜL 0 Comments

Acılar içindeyim.
Çılgınlar gibi ağlıyorum...
                             Defalarca falakaya yatırılmam gerekirken hiç baba dayağı yemedim. Tabi ki babam bir peygamber değildi ve ben de dünyanın en şanslı teröristi değildim. Ne zaman yakayı ele versem bana vurmak istedi. Son anda duygusallaşıp, canımı bağışladığını zannetmeyin. Elini her kaldırdığında, babamın bileğini kavrayan ve başımın üzerinde bir kartal gibi dolaşan amcam sayesinde dillere destan bir çocukluk yaşadım ben.

                          Seneler önce bir akşam babam eve sarhoş geldi. Hepimizi azarlayıp, terör estirdikten sonra odasına kapandı ve günlerce çıkmadı. Annemin her akşam sabırla hazırladığı yemeğine de dokunmuyordu. Dünyadan elini eteğini çekmişti. Tam 4 gün boyunca dışarı çıkmadı. Kardeşlerimle bir ses duymak için bekleşir, annem gelip bizi kovalayana kadar ayrılmazdık kapının önünden. Hatta çocuk aklımızla bunu bir oyun haline getirmiştik.

                       Babam bir sabah o odadan çıktı. Daha doğrusu ben o yaratığın babam olduğuna bir hayli zor ikna oldum. İlk defa onu sakallı görmüştüm. Yüzü çökmüş, ağlamaktan gözlerine kan oturmuştu. Çakır göz bebekleri beyazından seçilmiyordu. Gömleğinin göğsü ıslanmıştı. Korku filmi gibiydi  gördüklerim. Koyverdim çığlığı, başladım ağlamaya. Kucağına aldı beni. Küçük bedenim, babamın kocaman elleri arasında kaybolmuştu sanki. Yüzüme baktı. ''Kardeşlerinle kavga etme tamam mı kızım? Biz bir gün öleceğiz.Onlar bu hayatta hep yanında olacak.'' dedi.

                       Salak salak etrafıma bakınmıştım. Bunu söylemek için mi 4 gündür bizi görmeyi reddediyordu? Günler sonra yavaş yavaş anlattılar bana. Çok kötü bir hastalık varmış ve babamın tek kardeşi olan amcam o hastalığa yakalanmış... Hem de henüz 35 yaşındayken. Henüz ikinci kızı kundaktayken...

                        Daha sonra öğrendim, bu illetin adı kansermiş... Lenf kanseriymiş amcam. Günlerce okulun kütüphanesinden çıkmamış, bunun nasıl bir rahatsızlık olduğunu öğrenmeye çalışmıştım. Her defasında hastalığın sonunda olanları hıçkırıklarla okur, elimdeki kitapları fırlatıp ağlaya ağlaya çıkardım kütüphaneden. Bir türlü  İnanamıyordum. Benim amcam ölemezdi! O koskoca adam toprağın altında çürüyemezdi... Mutlaka bir çaresi olmalıydı. Aklım hiçbir şekilde kabul etmiyordu bunu.

                     Koyu bir Barış Manço hayranıydı amcam. Parmakları yüzükleriyle, odası 45likleriyle doluydu. (Hala da öyledir) Daha okula bile gitmiyordum. Gülpembe'nin sözlerini ezberletmiş, beni Barış Manço' nun programına çıkarmıştı. Daha sonra cenazesine de götürdü Barış Ağabey'in...

                    Silahın dünyadaki en kötü şey olduğunu O anlatmıştı bana. Memleket sevgisinin nasıl bir şey olduğunu O'ndan öğrendim ben. Çocukluğumla ilgili O'nun olmadığı tek hatıram yok...

                      Aradan yıllar geçti. Amcam görev yapamaz raporuyla polislikten emekli olmuş, kendine iki odalı küçük bir ev almıştı. Domates yetiştirme hayalini, sağlığı izin vermediği için gerçekleştiremedi. Kızları evlenmiş, torunlarını görmüştü.

                      Kemoterapiler, yoğun ilaç tedavileri, operasyonlar, babannemin iki büklüm haliyle dağlardan topladığı ısırgan otları, hocaların okuyup üflediği muskalar... Neler yapmadık ki O'nu iyileştirmek için... Fakat her gördüğümde biraz daha çökmüş oluyordu. Etrafındaki sahtekarlar olarak ne kadar iyi olduğunu söyleyip aklımızca moral vermeye çalıştık. Tam 15 yıl direndi Gülpembe...

                     İki gün önce Kayseri'den gelen telefonla yıkıldık... Hastaneye kaldırmışlar. Kanserli hücreler akciğerine sıçramış. Kabullenemediğim  ''son''  gelip çatmıştı. Telefonla konuşmaya çalışıyoruz. İnatla  ''iyiyim, bu deli doktorlar beni zorla tutuyor burda''  diye dert yanıyor. Sesimin titrediğini anlamasın diye hemen kapatıyorum telefonu. Bir şey söylemeyi unutmuş gibi arayıp sesimi kontrol ediyor...

                     Babamın hali perişan... Yengem iğnelerle ayakta duruyor. Babannem,  ''nasıl bir günah işledim ki  Allah bana 80 yaşımda evlat acısı gösterecek?''  diyor... Annemin ağzını bıçak açmıyor, ablalarımla ağlamaktan konuşamıyoruz. Üniversiteye giden kız kardeşime sınavları var diye söyleyemedik. Güçlüyü oynamak her zamanki gibi bana kaldı... Bu defa yapamayacağım...


                       Nolur ölme... Sen ölürsen çocukluğum sahipsiz kalacak... Yine Gülpembe'yi söyleyelim hadi. Bu sefer üçkağıt yok, hepsini ezberden söyleyeceğim söz amca. Hem daha oğlum bile doğmadı? Kirvesi sen olacaktın söz vermiştin! Su koyverme şimdi ne olur. Gitme Gülpembe...





Kaleme alındığı tarih : 13.06.2011


0 yorum:

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

Blogger tarafından desteklenmektedir.