Şans Ayağıma Geldi

16:28 Bahar ERGÜL 0 Comments

Çok çok sevdiğim ve tüm zamanlarımın favorilerinden olan Adam Sandler’i kötü bir filmde görmedim şimdiye kadar. Gerek oyunculuk performansı, gerek sosyal hayatındaki duruşu ve  -tabi ki-  gerekse
yakışıklılığından ötürü Adam Sandler’e bayılan tek kişi olmadığımı da gayet iyi biliyorum.
 
Rüştünü çoktan ispatlamış bir aktör olmasının yanında 10 parmağında 10 marifet var Sandler’in. Stand up ve komedi merakıyla başlayan Hollywood yolculuğu, tiyatro ve çeşitli müzikallerle devam edip, program yapımcılığı ve senaryo yazarlığı ile popülerlik kazanmış. En başarılı olduğu sinema alanında ise buraya sığamayacak kadar çok işe imza atmış sevgili Sandler’imiz.  :))

Geçen akşam Can’la sinemaya gittik. (Çocuk benim yüzümden vefat edecek) Akşam saatleri olduğu için ve Can işten yeni çıkmış olduğu için çok yormayacak bir şeyler olsun istedik. Kör gözlerim afişlerdeki yazıyı okuyamıyor ama bu adamın gülüşünü her koşulda tanıyorum. İkimiz de filmin konusunu beğendik ve  ‘Şans Ayağıma Geldi’  filmi için biletlerimizi aldık.

Öncelikle belirtmeliyim ki, film keyifli ve eğlenceli, ailecek izlenebilir. (sevişme/öpüşme filan hiç yok) Alman Yahudileri' nin kullandığı tuhaf bir aksanla ve farklı bir atmosferle başlıyor ilk sahneler.
Max Simkin, ailesinin tam dört kuşak işlettiği ayakkabı dükkanında çalışan bir ayakkabı tamircisidir. Tek isteği, monoton hayatından kurtulmak, yeni yerler görmek, yeni insanlar tanımak ve eğlenmektir. Çünkü Max uzun zamandır, babasından devraldığı hayatı fazlasıyla sıkıcı bulmakta ve annesiyle birlikte kendisini yalnız bıraktığı için de babasını affedememenin mutsuzluğuyla yaşamaktadır.
Ta ki dükkanın bodrum katında bulduğu babasından kalan bir makinenin marifetlerini keşfedene kadar! Max’in hayatının akışını değiştiren olaylar zinciri bu şekilde başlıyor.
Bu sihirli makine sayesinde müşterilerinin ayakkabılarını ayağına geçirdiği anda onların kılığına bürünen Max, başta oldukça eğlenceli zamanlar geçirirken beklendiği üzere başını belaya sokmaktan geri kalmayacaktır. Bir transseksüelden tutun, mafya babalarına kadar kimler yok ki bu listede…

Kentsel dönüşümler, çevreci yaklaşımlar ve insan faktörü gibi konular da filmdeki olaylar örgüsüne dahil edilmiş ve yönetmenin şahsi görüşü de araya sızmış, çok ta güzel olmuş. Keyifli ve anlamlı bir mücadele var senaryonun arka planında.
Filmin başrollerinde Adam Sandler’le birlikte Dan Stevens, Steve Ruscemi ve Dustin Hoffman var. (Dustin Hoffman… O bir efsane!)

Filmin teknik detayları ile ilgili gözüme çarpanlar;
Bu senaryo bir animasyon filmine uygulanabilseydi şayet, film yıkılabilirdi! Lakin öyle olmamış maalesef. Senarist, oyuncuları biraz zayi etmiş gibi geldi bana. Yönetmen ve senarist McCarthy, açıkçası bu defa biraz kafası karışık bir film yapmış ve özellikle final bölümünde bazı şeyleri askıda unutmuş. Senaryodaki kopukluklar sona gidildikçe daha da göze çarpıyor.
 
Bazı filmler senaryoda yani kağıt üzerinde çok başarılı olacağı hissi verebilir ama beyazperde tuhaf bir şey. Vasat bir senaryo muhteşem bir yapıta dönüşebildiği gibi, görüldüğü üzere tam tersi durumlar da olabiliyor.  ‘’Şans Ayağıma Geldi’’ karışıklığıyla sıkıyor hafiften.

Fakat bu filmin şöyle bir güzelliği var; günümüz insanının çekinceleri çok güzel işlenmiş. Film boyunca izleyiciye verilmek istenen mesaj bu çağın insanı için cuk oturmuş. ‘Bir insana dış görünüş olarak benzemek istemek genellikle beklenmedik şeylere yol açar.’
 
Bu arada Sandler artık 48 yaşında ve doğal olarak artık kaz ayakları ve ince çizgileri de belirginleşmiş durumda. Serseri zamanlarından ve munzur bakışlarından artık eser yok. Ayrıca O bir Başak burcu!
Zaman tüm sevdiklerimize iyi baksın,
Hadi iyi seyirler, keyifli hafta sonları ! 

0 yorum:

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

Blogger tarafından desteklenmektedir.