Şans Ayağıma Geldi
Çok çok sevdiğim ve tüm zamanlarımın favorilerinden olan Adam
Sandler’i kötü bir filmde görmedim şimdiye kadar. Gerek oyunculuk performansı,
gerek sosyal hayatındaki duruşu ve -tabi
ki- gerekse
yakışıklılığından ötürü Adam
Sandler’e bayılan tek kişi olmadığımı da gayet iyi biliyorum.
Rüştünü çoktan ispatlamış bir aktör olmasının yanında 10
parmağında 10 marifet var Sandler’in. Stand up ve komedi merakıyla başlayan Hollywood
yolculuğu, tiyatro ve çeşitli müzikallerle devam edip, program yapımcılığı ve
senaryo yazarlığı ile popülerlik kazanmış. En başarılı olduğu sinema alanında
ise buraya sığamayacak kadar çok işe imza atmış sevgili Sandler’imiz. :))
Geçen akşam Can’la sinemaya gittik. (Çocuk benim yüzümden
vefat edecek) Akşam saatleri olduğu için ve Can işten yeni çıkmış olduğu için
çok yormayacak bir şeyler olsun istedik. Kör gözlerim afişlerdeki yazıyı
okuyamıyor ama bu adamın gülüşünü her koşulda tanıyorum. İkimiz de filmin
konusunu beğendik ve ‘Şans Ayağıma Geldi’
filmi için biletlerimizi aldık.
Öncelikle belirtmeliyim ki, film keyifli ve eğlenceli, ailecek izlenebilir. (sevişme/öpüşme filan hiç yok) Alman Yahudileri' nin kullandığı tuhaf bir aksanla ve farklı
bir atmosferle başlıyor ilk sahneler.
Max Simkin, ailesinin tam dört kuşak işlettiği ayakkabı
dükkanında çalışan bir ayakkabı tamircisidir. Tek isteği, monoton hayatından
kurtulmak, yeni yerler görmek, yeni insanlar tanımak ve eğlenmektir. Çünkü Max uzun
zamandır, babasından devraldığı hayatı fazlasıyla sıkıcı bulmakta ve annesiyle
birlikte kendisini yalnız bıraktığı için de babasını affedememenin mutsuzluğuyla
yaşamaktadır.
Ta ki dükkanın bodrum katında bulduğu babasından kalan bir
makinenin marifetlerini keşfedene kadar! Max’in hayatının akışını değiştiren
olaylar zinciri bu şekilde başlıyor.
Bu sihirli makine sayesinde müşterilerinin ayakkabılarını
ayağına geçirdiği anda onların kılığına bürünen Max, başta oldukça eğlenceli
zamanlar geçirirken beklendiği üzere başını belaya sokmaktan geri kalmayacaktır.
Bir transseksüelden tutun, mafya babalarına kadar kimler yok ki bu listede…
Kentsel dönüşümler, çevreci yaklaşımlar ve insan faktörü
gibi konular da filmdeki olaylar örgüsüne dahil edilmiş ve yönetmenin şahsi
görüşü de araya sızmış, çok ta güzel olmuş. Keyifli ve anlamlı bir mücadele var
senaryonun arka planında.
Filmin başrollerinde Adam Sandler’le birlikte Dan Stevens,
Steve Ruscemi ve Dustin Hoffman var. (Dustin Hoffman… O bir efsane!)
Filmin teknik detayları ile ilgili gözüme çarpanlar;
Bu senaryo bir animasyon filmine uygulanabilseydi şayet, film
yıkılabilirdi! Lakin öyle olmamış maalesef. Senarist, oyuncuları biraz zayi
etmiş gibi geldi bana. Yönetmen ve senarist McCarthy, açıkçası bu defa biraz
kafası karışık bir film yapmış ve özellikle final bölümünde bazı şeyleri askıda
unutmuş. Senaryodaki kopukluklar sona gidildikçe daha da göze çarpıyor.
Bazı filmler senaryoda yani kağıt üzerinde çok başarılı
olacağı hissi verebilir ama beyazperde tuhaf bir şey. Vasat bir senaryo
muhteşem bir yapıta dönüşebildiği gibi, görüldüğü üzere tam tersi durumlar da
olabiliyor. ‘’Şans Ayağıma Geldi’’
karışıklığıyla sıkıyor hafiften.
Fakat bu filmin şöyle bir güzelliği var; günümüz insanının
çekinceleri çok güzel işlenmiş. Film boyunca izleyiciye verilmek istenen mesaj bu
çağın insanı için cuk oturmuş. ‘Bir insana dış görünüş olarak benzemek istemek
genellikle beklenmedik şeylere yol açar.’
Bu arada Sandler artık 48 yaşında ve doğal olarak artık kaz ayakları ve ince çizgileri de belirginleşmiş durumda. Serseri zamanlarından ve munzur bakışlarından artık eser yok. Ayrıca O bir Başak burcu!


0 yorum: