Bazıları Yalnızken Daha Mutludur
Nefes
alabilmenin yolu herkeste farklı.
Bazıları
yalnızken daha mutludur. Bazılarıysa sosyalleşip kalabalıklara karışmadan
hayatta kalamıyor. Kimileri yalnızlıktan beslenir, kimileri kaostan…
Okul
bitti çok şükür. Uzun süredir çalıştığım şirketten de ayrıldım. Evdeyim… Müziğe,
kahveye ve keyif yapmaya doyana kadar ya da en azından kafamı toparlayana kadar
ders yok. Muhtemelen iş te olmayacak.
Biraz
daha kendimleyim bu sıralar. Yalnızlığımdan beslendiğim muhteşem zamanlarda.
Ders yok, sınav stresi yok. IQ düzeyi yerlerde, ahlaksızlık düzeyi tavanda olan
insanlardan da bir süreliğine uzak kalacağım. Mutlu zamanlarımda dibimden
ayrılmayıp, zor günlerimde sessizliğe bürünen sahtekarlar da yok.
Neden
bilmiyorum, inanılmaz bir soyutlanma halindeyim. Kimseyle görüşmüyorum. En
sevdiklerim dahil. Telefonlara çıkmıyorum mesela. Sosyal medya zaten iyice
anlamsızlaştı benim için, kuru gürültü gibi geliyor. (Hayatını orada
geçirenlere yok bir lafım)
Yolculuklarımı düşünüyorum çektiğim fotoğraflara bakarken. Tanıdığım insanları ve bıraktıkları izleri. Sahi ben de dünya üzerindeki herhangi birinde iz bırakmış mıyımdır? Bir yerlerde beni düşündüğünde hislenen birileri var mıdır...
Arkadaş
grubumdan bir süreliğine ayrıldım. Buna ihtiyacım olduğunu söyledim.
Birbirlerine baktılar, ses çıkmadı kimseden. Yalnız gidiyorum canımın istediği
yere. Galata’ya bira içmeye, fotoğraf
çekmeye. Geçen gün Akvaryuma gittim mesela tek başıma. İlk defa Florya’yı
gezdim. Güzelmiş.
Sabahları
şehir uyurken adımlıyorum sokakları. Bir şişe süt ve bir ekmeği kapıp hayalet
gibi giriyorum evime. Hafif bir şeyler atıştırıp kayboluyorum kitaplarımın
arasında. Güzel belgeseller yakalıyorum bazen. Bazen ise internetten izliyorum
yatağıma uzanıp. Bir kaç yabancı diziye başladım ve bitirdim.
Çocukluk fotoğraflarıma baktım dün. Yanaklarım kıpkırmızı, suratımda kocaman çığlık/kahkaha arası bir şey! Nasıl afacan bakıyorum nasıl... Bu sabah aynada gördüğüm kadınla pek benzemiyorlar birbirlerine. Kırılmış, üzgün ve ürkek bakıyordu O. Bir de olabildiğine yalnız...
Akşamları duş alıp pijamalarımı ve pofidik çoraplarımı giyince mutlu oluyorum nedense. Kocaman bir bardak sütle yatağıma giriyorum. Norah
Jones şarkısı dinlemeden asla kapatmıyorum gözlerimi…
Geçenlerde
ilk defa semt pazarına gittim. Domates seçtim, kıpkırmızı elmalara bakarken bi tane teyze
bir dilim kesip oracıkta sokuşturdu ağzıma. Fesleğenlere baktım. Aklıma ananem
geldi. Mevsimi değil aslında ama aldım iki tane. Adam ederim ben onları, sevince herşey oluyor... Birer pembe kurdele kondurdum üstlerine ve koydum
balkonuma.
Bir
de bu ara eleştiri dergilerine dadandım. Edebiyat ve film eleştirileri okuyorum
sürekli. Sanat eleştirileri biraz ağır bir dille kaleme alınıyor. Haftalık
yayınlanan tüm dergileri gidip gün sektirmeden topluyorum D&R’ dan.. Bir
zamanlar birikimli insanların çalıştığı fakat sonraları ekiplerini ve
yöneticilerini inşaat işçilerine teslim eden D&R’ dan. Süreli yayınları
soruyorum elime VOUGE dergisi tutuşturuyor. Çok komiksiniz.
Bunun yanında değişmeyen şeyler de var
tabi.
Her güne gülümseyerek başlamak gibi.
Kaldığı yerden devam ediyor Michael
Buble…
Bu gece bir Alman eşlik ediyor bana…
Berlin’deyken aldığım bir kırmızı şarap.
Sevdiklerimi düşünerek yudumlayacağım..
Bir de çok özlediklerimi…
Bu arada,
Mutsuz filan değilim. Biraz yoruldum sadece.
Ruhum tahrip olmuş fazlaca…
Böyle dinleniyorum ben.. Ancak yalnız
kalınca tamir edebiliyorum kendimi çünkü.
İyi geliyor bana…

0 yorum: