Kaldırıcaz Biraz Popomuzu

20:06 Bahar ERGÜL 1 Comments

Şu yaşıma kadar başıma neler geldi bir bilseniz. Arkadaşlarımdan yediğim kazıklar, aşklarımın verdiği dersler, üç kuruşun hesabını yapan yaratıkların entrikaları ve iş hayatında katlanmak zorunda kaldığım insanlar...

Eminim birçok insan benzer hikayelere sahip ve belki de çok daha kötü yara izlerine. 'Her insan bir dünyadır kızım, kimin ne yaşadığını bilemezsin' demişti babam. Öyle olmasına öyle de.. Esas olan kimin ne yaşadığı değil bence. Nasıl savaştığı?

Tercihlerimizdir böyle zamanlarda duruşumuzu gösteren.

Solucanlar gibi sadece nefes alıp vermek te olabilir seçimimiz, Amazonlar' a havlu attırmak ta. Yılgın birer sürüngen gibi köşelerimize çekilip, hayatımızın geri kalan kısmını 'seyirci koltuğu' nda geçirmek istemek te bir seçimdir, ölene kadar mücadele etmek te. Karar sizin. 

Her insan hayatına değer katmak ister, aldığı nefesin bir anlamı olsun ister. Neden otursun ki seyirci koltuğuna? Hiç olmaması gereken insanlar sahneye çıksın diye mi? O zaman şikayet etmeyeceksin, kadere lanet okumayacaksın. Sen ne yaptın diye sorarlar adama...

Hızlı değişimleri sevmedim hiçbir zaman ama unutmamalı ki insan sürekli dönüşen ve kendi içinde dinamizmi olan bir yaratık. Garip duygular doğurdum ben de kendimi dinlemek için yalnız kaldığım zamanlarda.

Mesela eskisi kadar umrumda değil hayat. Dünyalar başıma yıkılmıyor artık işler yolunda gitmediğinde. Bir yolunu buluyorum yaşamanın. Depresyon kelimesi komik gelmeye başladı artık bana. Hayat her zaman sandığımız kadar acımasız değil, bazen biz büyütebiliyoruz olumsuzlukları.

Sakın bu satırları okurken, muhteşem bir hayatım olduğunu zannetmeyin. Tam tersine! Bu sıralar hiçbir açıdan mutlu değilim. Herşey üst üste gelmeye başladı, farklı konularda sınandığım zamanlardayım. Nefes bile aldırtmayan sıkıntılarımla ayakta kalmaya çalışıyorum. Rüyalarımda bile rahat yok desem inanır mısınız?

Ama korkmuyorum. Eğer sonunda ölüm yoksa umrumda bile değil. Birisi canımı mı sıktı? Tekrarlama şansı vermiyorum konu kapanıyor. Başıma kötü bir şey mi geldi? Dizlerimi dövüp gözlerim kızarana kadar ağlamıyorum. Ne yapabilirim? Nereden başlamam lazım? diyorum ve yürümeye devam ediyorum.

Ha bir de şunu öğrendim; korkaklara hayat da iyi davranmıyor. Biraz kaldırıcaz popomuzu. İnsanlara değil amaçlara göre atacağız adımları biraz. Kimseyi hayatın merkezine almak altın kural galiba?

 
Korkusuzluk, deliliğin yarısıdır. Ben size söyliyim. Kayışın gerçekten attığı bir nokta var. Eğer benzer bir durum varsa tadını çıkarın. Ve unutmayın, kimse indiremez sizi o zirveden : ) 

Bu, sonradan kazanılan bir  'savunma mekanizması'  durumu değil şahsen bende. Hiçbir zaman korkmadım. İlkokuldayken de arkadaşlarım arkamdan deli derdi, 29.yıl biterken de bu sonuçtan kurtulamadım.

Küçükken babamın başına bela olmuştu bu korkusuzluğum. 'Bu çocuk beni öldürecek'  diye beni arkadaşlarına şikayet ettiğini hatırlıyorum. Aynı şekilde annemin de  'bilmiyorum ki kime çekti'  dediğini de...

Halbuki iyidir korkusuzluk... Korkaklığın ağırlığına bakıldığında...

1 yorum:

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

Blogger tarafından desteklenmektedir.